FM Feridun Öney’in Anıları – 3

Ayrıntılara girmem istendi… Evet, 1970’li yılları satranç adına da bilmek lazım diye düşünüyorum. Tepebaşı’nda Sakız Apartmanı, İstanbul satrancının kalbi sayılıyordu. Ondan önce yine Tepebaşı’ndaki Kanun-i Esasi Kahvesi’nde satranç oynanırmış. Ben o anlara yetişemedim. Daha sonra da Beyazıt semtindeki meşhur Küllük ve Beyazıt Kıraathanesi satranç meraklılarının değişmez mekânlarıydı. Ben okuldan çıkınca önce Beyazıt sonra da İSD’ye giderdim. Ama satranç tamamen amatörce, kısaca kahve satrancı biçimindeydi. Mesela; ben “şah + piyon ve şah”  oyun sonunda o piyonun nasıl vezir olamayacağını tamamen pratik yaparak, yenile yenile öğrenmiştim. Kısaca özellikle kahvelerdeki ustalar bir şey öğretmez; sadece yenip kızdırırlardı. Dernekte oynanan açılışlar hep aynıydı. e4 e5…d4 d5.ondan sonrası Allah Kerim… Bir de Fransız açılışı tercih edilirdi. Tabii ki ilk birkaç hamle. Yani kısaca açılış bilgisi yok idi. Zaten açılış kitabı da yoktu ki. Benim elime o zamanlar incecik bir Alhek’in açılışının kitabı geçmişti ben de oradan olmayan Rusça’mla açılışı kör topal öğrenmiştim ve e4 hamlesine karşı Af6 oynadığımda özellikle kahve oyuncularının çok hoşuna gidiyordu. “Zayıf hamle bu” deyip hep kaybediyorlar ve beni Küllük’ten kovuyorlardı.

  • Tabii ki ağabeyim Rıza Öney’i de anmadan geçemem. O da gayet iyi oynar ve başlarda kendisinden parti dahi alamazdım. Kısacası ailece satranççıydık. “Süer” satranç dergisinin kapağına başlık düşmüştü rahmetli Nevzat Bey. “Öneylerin en küçüğü ama en acarı” diye. Düşünsenize o yaşlarda olan benim mutluluğumu. Tabii ki o zamanlar uluslararası turnuvalar yok denecek kadar azdı. Zaten hak elde etsem bile ancak babamın verdiği para ile katılabiliyordum. Babam adeta benim için çalışıyor gibiydi. Dünya gençler, Avrupa gençler ve Balkan birincilikleri katılabildiğim tek turnuvalardı. Ancak Balkan Birinciliği’nde ya biz ya da Yunanistan sonuncu olurdu. Yani biz Yunanlılarla çekişirdik sonunculuk için. Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya ve Arnavutluk diğer rakiplerimizdi ve hepsi de çok kuvvetli oyunculardı. SSCB ekolü… Bizleri şahıs olarak bir puan görürlerdi. Altı masa üzerinden oynanan maçlarda yarım puan almak bile bir başarıydı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım